içinde

ERGENEKON DEVLETI

( İzninizle 2009 yılında yazdığım bir yazıyı paylaşayım. Biraz uzunca ama, ilgilenenler okusun umuduyla … )

Örgütlenmenin zirvesi devlet olsa gerek.

En kıytırık devlet örgütlenmesi bile, en gelişmiş örgütlenmelerle hiç bir açıdan kıyas kabul etmez.

Konumuz olmamakla beraber, Irak’ın kuzeyınde devletleşme doğrultusunda atılan her adım, Kürd ınsanının makus kaderını değiştirecek boyutlardadır.

Bu bağlamda, Kürdistanın diğer parçalarındaki her hangi bir örgütlenmeyi, gücü etkisi ve gelişmişlik boyutu ne olursa olsun, kuzey Irak’ta atılan devasa adımların yanında olmak yerine, hangi gerekçeyle olursa olsun, kıyaslamak veya onu zaafa uğratacak alternatif çözümler ıleri sürmek, Kürd ınsanının ve tarihinin yanında olmamakla, hatta tam karşısında olmakla eş anlamlı saymak gerekir.

Yeri gelmişken söylemekten kaçınamadığım bu konunun ne kadar hayati önemde olduğu biliniyor. Bilinmesine biliniyor da, orasından burasından tırtıklanıyor çoğu zaman. Fırsat buldukça ıleride yazacağım yazılarda bu konuyu daha detaylı irdelemeye çalışacağım. Çünkü bu konu Kürd meselesinde tam da bir ayraç işlevi göüyorr.

Asur, Babil ve Mezopotomya edebiyatıyla sarmalanmış, dünya alem devletini modernleştirip tam teşekkül techizatlandırdığı bir zamanda ‘ Kürtlerin devletleşmesinin gericilik olduğunun’ savunulduğu, hem de bunun kürtler adına yapıldığı bir zamandan geçtiğimiz anımsandığında, konunun önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor.

‘ Ergenekon devletımız’ e gelirsek.Ortada bir Ergenekon ıddıanamesi külliyatı var.Eski deniz kuvvetleri komutanının günlükleri var.Mustafa Balbay’ın anıları var.Hepsinden önemlisi ve pırlanta değerinde, telefon dinlemeleri hazinesi var.Gücümün yettiği, sabrımın ve anlama yeteneğimi sonuna kadar zorlayıp. 1969 yılında Devrımcı Doğu Kültür ocakları’nın İstanbul Beyazıt’taki binasına adımımı attığımdan bu yana, 40 yıllık kesintisiz birikimimin ışığında, gördüklerim ve anladıklarım.Gördüklerimi ve anladıklarımı anlatmak için, bana kolaylık olsun diye şu sorularla başlayayım.

Iddıa edıldığı gibi, devlet içine sızmış bir Ergenekon örgütümü var ? Yoksa, Ergenekon devleti amacına uygun örgütlermi kurmuş.?

Haldeki durumda bu iki yapı arasındaki ilişki nedir ?Silivri’de yargılananlar bu işin neresındedir ?Mahkemesi süren ve sonuçlanıncaya kadar hepsinin suçsuz ! sadece zanlı ! olarak kabul edildiği Ergenekon Terör örgütü üyeleri sanıklarınn, suçlandıkları ıdeal ve ıdeallerine ulaşmak için baş vurdukları yollar ve eylemler, bugün halıhazırda genel kurmay başkanı Başbuğ’dan nerelerde ayrılıyor ?Ayrılıkları varmıdır ?

Atatürk ılke ve ınkılapları doğrultusunda, zamanı geldiğinde cumhuriyeti ve Atatürk ilke ve ınkilaplarını korumak ve kollamak için yönetime müdahele etmek, zamanı gelmemişse ortamı olgunlaştırmak için stratejiler oluşturmak 27 mayıslar, 12 Martlar, 12 Eyluller, 28 Şubatlar, 367 ler icat etmek, Danıştay baskınında ölen hakimin Koca tepe camiindeki törende Kendini alkışlatıp, hükümet üyelerini korumancıların eşliğinde arka kapıdan kaçıp kurtulmalarına yol açmak. Bu ve benzeri stratejik uygulamaların içinde hangi genel kurmay başkanı yok.?

Varsayalım ki, bir Ergenekon örgütü var.Örgüt üyeleri içinde Cumhur başkanı A. N. Sezer var.Genel kurmay başkanı Büyükanıt var.Şimdiki genel kurmayımız, soğuk nevale bakışlarıyla tam boy içinde.Jandarma genel komutanı var. Emeklisi, muvazzafı, tüm kuvvet komutanları var. Basın tekellerinin büyük bölümü var.

Sahi semaye nerede ? Mesela Rahmi Koç nerede ? Yelkenlisyle dünya turundaydı ! Acaba neden ? Ana muhalafet partisi tam boy bu örgtün içinde. Yeterli görülmüyor olsa gerek, aynı zamanda avukatı…….Bu ne örgütmüş böyle ?.

Bunlar, ben ve benim gibi bir kaç kuşağı ezip cendereden geçiren. Bu ülkenin en değerli evletlerını, göğ ekini biçer gibi biçen güruh değilmi ?

Bunlar, onlar yahu! Ben bunları tanıyorum.Seslerinden, ses tonlarından, fısıltılarından, soğuk nevale duruşlarından.Bunlar onlar.Bunlar apoletli zebaniler.
Kıravatli zebaniler.Bu yaşımda bile, rüyama giren.Benim tanıdık, çok aşina kabuslarım bunlar.

Devlet bu.

Yanılmama imkan yok. Bu, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ta kendisi. Nasıl yanılayım ki hala, İsveç gibi polisinden, jandarmasından hiç bir zarar görmediğim ünıformalı biri yanımayaklaşsa, içimdeki ürperti onlardan kalma.

Ölüm yüzlü nevaleler. Korkuyu genlere işleme ustaları. Korku nakkaşları. Bunlar,onlar. Hiç tereddütüm yok.

Peki bu adı örgüt Ergenekon devletinin içinde veya yanında (en azından şimdilik) kim yok ?Kimler yok ?AKP yok, ABD yok Avrupa birliği yok.İşte dananın kuyruğu burada kopuyor.Soğuk yüzlü nevalenin, üst perdeden attığı halde süklüm büklüm duruşu bundandır işte.

Hasta ve çaresizliğin arkasına sığınmış bu apoletli zebanilere, geçmiş olsun ziyaretine kendileri değil de hanımlarını GATA’ yaı göndermeleri bundandır. Ölüm yüzlü nevalenin, açıktan Ergenekon davasına karşı çıkamaması, kıvır kıvır kıvırtması da bundandır.

Büyükanıt, mustafa Balbay’a ‘ Basın’ın bu halinde darbe yapmak mümkünmü ‘ derken doğruyu söylememkte, Mustafa Balbay zavallısını hem makaraya almakta, hem de, bir parmak balı da unutmamaktadır.

Oysa Büyükanıt şöyle sormalıdır: Sevgili Balbay, ABD
arkamızda yokken, yüzde 47 oyla bir iktidar varken ve başımızda Avrupa birliği ilişkisi belası varken nasıl darbe yapalım ? olmalıydı.

Öcalan’ın ‘’ Benımle görüşen subaylar hapiste, Ergenekon davasından tutuklu ‘’ demesi de bundandır. Bir devir kapanmış görünüyor. Ergenekon devleti tarafından ortada bırakılmış öbekler şaşkın.9 Mart gecesi ortada bırakılmış İlhan Selçuk’ta çok şaşkın.Yine ortada bırakıldı zavallı.Geçmiş zamanlarda, ABD ıle her sıkı temas kurma ısteğinde komunıstler toplanırdı. Bir kaç gün hücrede tutulup bırakılırlardı. Komunıstlerın kitle tabanı veya örgütlenme düzeyi göstermek istediklerinden çok daha cılız olduğundan, vermek istedikleri mesaj yerine ulaştığında, fırene basarlardı ve iş biterdi. Bunun hesabını soracak bir güç olmadığından iş unutulur giderdi.Biçim olarak ergenekon toparlama ve tutuklamaları da bu oyunu andırıyor. Ancak boyut olarak çok farklı. Belli ki hem propoganda olarak, hem fiili örgütleme olarak çok ileri gidilmiş.

Kolay olmuyor. Bu defa devletin tüm kurum ve kuruluşlarıyla pratikte ilişkilenmiş oldukları, oldukça sere serpe faaliyet gösterdikleri açıkça görülüyor.

Bugün köklü bir dönüşümü gerçekleştirebılmek için, ordunun tüm kuvvet kademelerini, başta genel kurmay komitesini mahkeme önüne çıkarmak gerekiyor. Bunun için haliyle, Ergenekon Anayasasını tümüyle değiştirmek gerekiyor. Ergenekon Anayasası, Ergenekon devletinin hukuki dayanağını oluşturuyor.Bu dayanağın zedelenmesine yol açacak hiç bir girişime fırsat vermemeye çalışıyor.

Adı gibi biliyor. Bu bağlamda, demokratik bir Anayasa ve arındırılmış ordu gerçekleştiğinde, Anayasa mahkemesiydi, Danıştaydı, yargıtaydı,…vs çok kolay. İş arındırılmış ordunun vereceği brıfınge bu kurumların yöneticilerinin koşa koşa katılmasına kalıyor. Ancak bugünkü hükümetin, ergenekon devletınde ve anlayışında kırılmaya yol açan en temel aktör olduğu ortada. Bu nedenle sırtında yumurta küfesi olmayanların. ‘’ Her şey bu kadar açık, neden Genel kurmayı sığaya çekmiyorsunuz’’ türünden pravakatif çağrıları, bunun böyle olmasını arzuladıklarından değil, bizzat Ergenekon meselesinde ortada bırakılmışlarla eşgüdüm ve dayanışma hareketi olarak görmek lazım.

Ergenekon devleti, 12 Eylul hazırlıklarında en büyük taşaronu olan MHP ve Ülkücü hareketin kadrolarını, 12 Eylul işkencelerinden ve idam sehpalarından geçirerek, en önemli enstrumanını kaybetti.

Bunun sonucu olarak : Gerek Bahçelinin, gerekse Yazıcıoğlu ve diğer MHP kadrolarını içinde yaşadığımız Ergenekon projesinde aktif rol almaları sağlanamadı. Bunun gerçekleşmesi için az uğraşmadılar hani. Ama hepimiz şahidiz ki, bu olmadı.

Ergenekon devleti bu süreçte, asıl omurgası olan orduyu kaybetme doğrultusunda hızla yol alıyor.
Ancak kaybetmek istemiyor. Bu nedenle Ergenekon davasını alaya almaya çalışıyor. Asker ocağını köz halinde sürdürmek istiyor. Ateşi harlamak istemiyor. Çünkü uygun olmayan şeyler var. Uygun olmayan ne ?AKP hükümetının göz kamaştırıcı ve ilk kez Ergenekon devletinin tarihi boyunca yüreğine korku salan halk desteği.

Bu durum Ergenekon devletine hiç uygun değil.AKP yönetiminin ülkemiz cumhuriyet tarihinde hiç bir siyasi partiye nasip olmamış cesur, kararlı ve dik duruşu. Hele bu bu durum, höt denilince şapkasını alıp giden siyasetçye alişmş Ergenekon devletine hiç uygun değil.

Kürt siyasi baş kaldırısını ayrı, ve geniş bir değerlendirmeye tabi tutmak gerekiyor. Buna çok gereksinim var. Ancak PKK hareketinin 12 eylul ve sonrasındaki dik duruşunun, Kürt yığınlarının içine kök salmasındaki rolünü teslim etmek gerekiyor.

12 mart darbesi öncesi solun, darbecilerle değişik ölçülerdeki dirsek temasları, Iktidarda bulunan partinin liderinin hem 12 mart’ta, hem 12 Eylul de şapkasını alıp gitmesi. En solda ve savaşçı naralar atan ‘’ TKP’nin Cuntanın içinde sağ kanat var, sol kanat var…’’ diyerek fırsatçı bir sipere yatma yeri arayışı. Hele hele, elini kolunu sallayarak’’ ülkeye dönüş’’ adı altında tümüyle teslimiyeti anımsandığında. AKP’nın bugünkü direnişinin değeri çok daha açık ve net görülüyor.

Yiğidin hakkını, yiğide vermek lazım.Ne demişler :‘’ At binenin, kılıç kuşananındır. ‘’Ne de güzel söylemişler hani.İkinci uygun olmayan durum, uluslar arası koşullar.Ah ABD vah ABD meselesi.Ergenekon devleti, bu uygun olmayan durumu görüyor. Az uğraşmadılar ABD’yi ikna etmek için.‘

’Melazyalaşıyormuyuz’’ kampanyaları, ülke içine yönelikmiş havası verilmesine rağmen, aslında ABD ve avrupaya yönelik şikayet ve ıkna çabalarından başka bir şey değildi.

Ama olmadı. Ortam ve uluslar arası gelişmeler, papazın pilav yemesine müsait değildi. AKP ve Hamas ilişkileri temelinde yürüttükleri kampayda da pek iştahlıydılar. O da tutmadı.Şapır şapır dökülmeye başladılar.

O saatten sonra gelsin Rusyacılık, gelsin Putincilik yaptılar. İşte o saatten sonra Anti emperyalist oldular, Anti Amerikancı oldular.Ve baltayı taşa vurdular. Kaybettiler.

İki adım ileri atmışlardı, AKP’yi kapatma adımı, dev bir adımdı. Bunu hep birlikte attılar. 367 ise ikinci dev adımdı. Bu adım da da hep birlikteydiler.Olmadı yenildiler. Kaybettiler.

Bu devasa kayıplarla, durumu yerinde sayarak idare etmek olanaksızdı.

Geri bir adım atarak, Emeklisi, muvazzafı, üçer beşer mahkemenin önüne atmak zorunda kaldılar. Böylece ortada bırakılmışlardan bir güruh oluştu. Bu güruh Silivriye nakledildi.

Hal böyle olmasına rağmen. Ergenekon devletinin gönlü ateşin sönmesine razı olmuyor. Bir yandan ergenekon davasını alaya almaya çalışırken, diğer yandan generalleri üçlü beşli mahkemenin önüne atıyor.

Dal budak salmada o kadar ileri gitmişki, fren yaptığı halde freni tutmuyor. Ordu tek bir şekilde güçlü olabilir. Tepeden tırnağa kontrol, yani tepeden tırnağa disiplin varsa. Disiplin olmayan ordunun Ergenekon’a da bir yararı olmaz.

Bu bir dilemma. Dizginleri toplamak ve ordu içindeki disiplini yeniden sağlamak için kelle vermek. Ancak bu kelle veriş, ılerideki zamanda Ergenekon anlayışını pratiğe sokacak omurga kaybına, ordunun tüm kademelerinde ergenekon anlayışına karşı güven kaybına yol açıyor.Tıpkı, darbe süreçlerinde MHP ve Ülkü ocakları kaybı gibi.

Bu çok hayırlı bir gelişmedir.

Kaynak; Mustafa Satis

Ne düşünüyorsun?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

SAVAŞ YÜZYILINDA DEVLETLERİN SİLAHLI GÜÇLERİNİ EDEBİYATÇILARIN SİLAHSIZ GÜÇLERİYLE DURDURMAK?

İSTANBUL’UN FETHİNE KARŞI ÇIKAN OSMANLI VEZİRİAZAMI?