in

KRİSTOF KOLOMB’UN HEYKELLERİ NEDEN PARÇALANIYOR?

ABD’nin Siyetıl kentinde ırkçılık karşıtı protestocular Kristof Kolomb’un heykellerini yıkıp parçalamaktalarmış. Bu gerçekten çok ilginç bir gelişmedir.

Amerikan halkının Kolomb’un heykelini dikmiş olmasını anlıyoruz. Çünkü Kolomb onlar için sadece “Amerika kıtasını keşfeden kişi” olmaktan öte, bu kıtadaki ilk etnik katliamı yapan ve dünyadaki ilk sömürge idaresini kuran kişi olarak Amerika’ya soykırımcılık ve sömürgecilik ruhunu aşılayan öncüydü.
Ve üstelik Yahudi’ydi.

Dolayısıyla heykelinin dikilmesini “hak etmişti”.

Şimdi bu heykel yıkma olaylarını nasıl anlamalıyız?

Yapılan eylemlerin evet ırkçılık karşıtı olduğu söyleniyor.

Acaba Kolomb’un heykeli, onun ırkçılığı sebebiyle mi yıkılmıştır?
Ve bir de acaba, o protestocular Kolomb’un Yahudi olduğunu biliyorlar mıydı?
Şayet biliyor olsaydılar gene de o heykelleri yıkarlar mıydı?

Eğer biliyor idiyseler, eylemler bu yönüyle de ilginçtir.
Çünkü ABD’de Yahudi karşıtı bir olay her zaman için ilgiyi hak eder.

Önümüzdeki günlerde belki bu soruların cevaplarını öğrenmemiz mümkün olabilir.

Şimdi bu vesileyle bu kıtadaki soykırımın oluşmasında Kolomb’la başlayan Yahudi rolünü ve Amerikan toplumundaki Yahudi etkisinin sebebine bir bakalım.


Resmi bilgilerin hemen hepsinde bir Hıristiyan misyoneri olarak tanıtılan ve Amerika Kıtasını keşfettiği söylenen Kristof Kolomb, gerçekte asıl adı Juan Colon olan bir İspanyol Yahudi dönmesiydi.

  1. Yy’da İspanya’da Müslümanlara uygulanan katliam ve Yahudilere uygulanan baskı ortamında kimliğini gizlemek zorunda kalmıştı. Kolomb, Eski Ahit(Muharref Tevrat)i ezbere bilen ve Kabaladaki Mesih Planına inanmış koyu bir Yahudi idi.

Mesih Planı nedir?

Yahudi inancının temeli olan bu plana göre Mesih bir gün yeryüzüne inecek, “Vadedilmiş Topraklar”da Büyük İsrail Devletini kuracak, ondan sonra da diğer bütün milletleri hâkimiyeti altına alacaktır.

Mesih’in gelmesinin en önemli şartı ise Kudüs’deki Süleyman Tapınağının yeniden inşa edilmesidir.

Süleyman Tapınağı hayaliyle yaşayan bir başka cemaat da, Masonların atası durumundaki “Tapınak Şövalyeleri”ydi.
Kolomb onların da büyük üstadıydı.

Bu sebeplerden Kolomb’un en büyük ideali Tapınağı yeniden inşa etmekti.

Bunun için paraya ve Osmanlı’ya karşı bir güçlü cephe oluşturmaya ihtiyacı vardı.
Diğer taraftan İspanya’dan sürgün edilen Yahudilere bir yurt bulmak gerekiyordu.

Dolayısıyla Kolomb’un yolculuğunun iki amacı vardı: Yahudiler için iyi bir toprak bulmak ve zenginlikler elde ederek Süleyman Tapınağının inşası için güç sağlamak.

Hemen belirtelim ki bu fikirler sadece Kolomb’a ait değildi. İspanya’daki Sefarat Yahudileri ileri gelenlerinin birlikte oluşturdukları düşünce ve planlardı.


Kolomb 12 Ekim 1492’de Yeni Dünyada ilk olarak ayak bastığı adaya San Salvador adını verdi.
Adanın yerlileri kendisini iyi karşıladılar.
Fakat Kolomb yerlileri insan olarak görmedi. Keşfettiği her yerde İspanyol kolonileri kurdu,
yerlileri vergiye bağladı,
köleleştirdi,
bu uğurda büyük katliamlar yaptı.
“En iyi yerli, ölü yerlidir” teorisini geliştirdi.
Köle ticaretini ilk başlatan da kendisidir.

Kolomb’un yerlilere uyguladığı baskı ve sömürü politikası, onun yolunda ilerleyen çoğu Yahudi ve dönme İspanyol “fatihler” tarafından aynen sürdürüldü.
Bu, dünyadaki ilk sömürgeleştirme olayıdır.

“Fatihler”in uyguladığı katliamlar inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.
Mesela; Kolomb geldiğinde nüfusu 200 bin olan bir adada 20 yıl içinde 50 bin, 40 yıl sonra sadece bin kişi kalmıştı.

“Fatihler”in en ünlüsü olan Cortes 1519’da 700 adamıyla Meksika’ya ayak bastığında Kızılderili nüfusu 25 milyondu. 85 yıl sonra bu Kızılderili nüfusu bir milyona indi.

Hispaniola adasında 1492’de 7-8 milyon olan nüfus dört yılda 4 milyona, 75 yılda 125 kişiye indi.

Toplam olarak “Fatihler” yarım yüzyıllık sürede 75 milyon Kızılderili’yi yok edip yerlerine sadece 240 bin İspanyol yerleştirdiler.

Tarihçi C. Wells’in rakamlarına göre, Kolomb’un kıtaya ayak basmasından itibaren bir yüzyıldan daha az bir sürede 95 milyon yerli, sömürgeciler tarafından katledildi.

Bütün bu katliamlar, Kolomb’un Eski Ahit’ten mülhem “Yerliler insan değildir, en iyi yerli ölü yerlidir” düsturuna uyularak yapıldı.( Bu gün İsrail de, “en iyi Filistinli, ölü filistinlidir” diyerek onun takip ediyor)

Bu katliamların meydana getirdiği boşluk daha sonra bir başka drama sebep oldu. Katledilen yerlilerin yerine Afrika’dan 13 milyon siyah köle getirildi, bunun önderliğini de büyük ölçüde Yahudiler yaptı.


İlk kolonileşme ve sömürgeleşme Amerika kıtasının güneyinde olmuştur.
Bu günkü ABD’nin olduğu kuzeyin ise ayrı bir hikâyesi vardır. Gerçi daha sonraki yıllarda güneydeki Yahudiler daha bereketli gördükleri kuzeye göç etmişlerdir.

İspanya’dan kovulan Yahudilerin bir kısmı da, Osmanlı mülkünün muhtelif kısımlarına ve Avrupa’nın kuzeylerine göç etmişti.

Katolik kilisesi tarafından Hz. İsa’nın katilleri olarak görülen ve yıllarca Engizisyon zulmüne maruz kalan Avrupa’daki Yahudilerin imdadına, 1524 yılında Martin Luther adında bir papaz yetişti.

Martin Luther, Katolik kilisesine karşı savaş açıp Protestanlık mezhebini kurdu. Mezhebinde, Katolikliğin dünya hayatını reddedip ahiret hayatını esas alan inancını tersine çevirip, dünya hayatını, maddiyatı, ticareti, faizi öne çıkardı. Bunlar tam da Yahudilerin istediği şeylerdi.

Bundan da öte, tam bir Kabala hayranı olan Martin Luther kurduğu mezhebin göbeğine Eski Ahit’i koydu. Dolayısıyla Yahudilerin Tanrı tarafından seçilmiş üstün ırk olduğunu kabul etti.

Yahudiler hakkında şöyle diyordu: “Onlar Tanrı’nın çocuklarıdır, bizler ise yabancılarız. Bizler onların yanında, sahiplerinin masasından dökülen ekmek kırıntıları ile yetinen köpekler gibi olmalıyız”.

Bu Yahudi aşkı, bir Protestan mezhebi olan İngiltere’deki Püritenlerde zirveye çıktı. Bunlar Yahudi inancını aynen paylaşıyorlar, Yahudilerle kendilerini özdeşleştiriyorlar, tek bir farkla ki, gelecek Mesih’in Hz. İsa olduğuna inanıyorlardı.

Gelecekte İsrail’in kurulup korunmasında onların en büyük hamisinin İngiltere’nin olacak olması bundandır.

Püritenlik, bu günkü adıyla Evangeliklik, bir Hıristiyan mezhebi olarak bilinirse de, aslında bir “Hıristiyan Yahudiliği”dir. Evangelikler dünyaya Yahudi olarak gelmedikleri için üzüntü içindedirler.

Kuzey Amerika’ya ilk göç eden Avrupalılar Püritenlerdir. Massetchusset’te ilk koloniyi onlar kurdular.

Amerika’nın, Mesih’in gelişine, dolayısıyla İsrail’e gönüllü olarak yardım eden bir ülke olarak doğmasının ardındaki en önemli unsur, bu ülkenin Püritenler tarafından kurulması ve temel değerlerinin bu Püriten mirasına dayanmasıdır.

Bu gün itibariyle ABD’de 60 milyon Evangelik bulunduğu söyleniyor.

Püritenler Amerika’da Kızılderililerle karşılaştıklarında şaşırdılar ve düşündüler:
“Acaba bu insanlar, Yahudilerin ‘On Kayıp Kabilesi’nin bir parçası mıydı?”
Yahudi inancında, M.Ö. 8. YY’daki bir sürgün sebebiyle on tane kabile kaybolmuştu ve onlar bu kayıp kabileleri arıyorlardı.

Püritenler, iç içe oldukları Yahudilerle beraber yaptıkları araştırmada, öyle olmadığı kanaatine vardılar.

Hal böyle olunca, Kızılderililere karşı nasıl davranmalıydılar?

Bunun için başvuracakları rehber, tabiatıyla Eski Ahit yani Muharref Tevrat olacaktı. Öyle yaptılar, onun emirlerini tam bir ibadet anlayışı ve huzuru içerisinde yerine getirdiler.

M. Tevrat şöyle emrediyordu:
“…onun her erkeğini kılıçtan geçireceksin, ancak kadınları, çocukları ve hayvanları ve şehirde olan her şeyi, bütün malını çapul edeceksin; ve Allah’ın sana verdiği düşmanların malını yiyeceksin…Ancak Rabb’ın sana miras olarak verdiği onların şehirlerinde nefes alan kimseyi bırakmayacaksın…Allah’ın sana emrettiği gibi hepsini yok edeceksin.”

İşte büyük Kızılderili soykırımı bu sahte ayetlere göre gerçekleşti. Katliamı uygulayan Püritenler işlerini tümüyle din adamlarının kontrolünde yapıyorlardı.
İbadet anlayışı içinde yapmakta oldukları katliamdan azami sevabı kazanabilmek için, insanları en dramatik metotlarla öldürüyorlardı.

“…Kızılderili çadırlarını kızgın ateşli fırınlara döndürüyorlar, içindeki kurbanları Tevrat’ın ifadesiyle ‘olabilecek en kötü ölümle’ öldürüyorlardı.
…ölenler ‘ateşin içinde kızarıyor’, fakat oluk oluk akan kan ateşi söndürüyordu…
…Askerler pek çok Kızılderiliyi uykularında öldürdüler. Annelerinin göğüslerinden çekilip alınan bebekler annelerinin gözü önünde kılıçla parçalanıyor, parçaları ateşe atılıyordu…
Bazı bebekler nehre atıldı, onları kurtarmak için anne ve babaları da suya atladı fakat askerler hiç birinin sudan çıkmasına izin vermedi, hepsi öldüler…
Katliamı uygulayanlar, Tanrı Yehova’nın övgüsüne layık oluyorlardı…”(Noam Chomsky, Year 501:The Coquest Continues)

“Tanrı Yehova’nın çocukları”, Kristof Kolomb’un ve Martin Luther’in takipçileri, bu gün de Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da “Yehova’nın övgüsünü bol bol almaya devam ediyorlar”.

Siyetıl’daki eylemciler bu işlerin ne kadar idrakindedirler bilmiyoruz?

(*) Bu yazının hazırlanmasında Harun Yahya’nın “Yeni Masonik Düzen” isimli kitabından faydalanıldı.

Kaynak; Sabri Öğe

What do you think?

Written by Derin Millet

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Loading…

0

Teröre Pençe-Kartal Operasyonu

TEHDİT ÖTELENMEZ, OLDUĞU YERE GÖMÜLÜR?