içinde

KÜRT MESELESİ, ANALİZ.?

Kürt milleti ne ister, Kürt milletinin özlemi nedir. PKK dışındaki geniş Kürt aydınları ne diyor…

Analiz; Mustafa Satış

Bu meselede karnından konuşmanın, mır mır yapmanın hiç kimseye yararı yok. Bol konuşup hiç bir şey söylememe ustalığı kazanmış durumda her kes.

‘’ Gözüme bak, ne dediğimi anlarsın…’’ diyorlar ama, ne kadar derinden ve uzun bakarsam bakayım gözlerine, hiç bir şey anlamıyorum. Bir şey söylemiyorlar çünkü. Tuhaf bir laga lugadır gidiyor son elli yıl. Dile kolay yarım asır bu, daha öncesi de var tabi.

Haldeki durumda orta doğuda mesele Kürt meselesine gelip kilitlenmiş durumda. Ülke içindeki politika da altı milyon oyu nasıl tırtıklarız!!! a gelip tıkanmış görünüyor.

PKK Garnizon devlet olarak ABD tarafından tepeden tırnağa silahlanmış bir vaziyette işaret bekliyor. Ha desen Irak’a mı, İran’a mı, yoksa Türkiye’yemi dalacak şartları ve ABD’nin vereceği işareti hazırolda beklemede.

Nasıl her kesin bir Medinesi varsa,

  • ABD’nin PKK’sı,
  • Rusya’nın PKK’SI,
  • Suriye’nin PKK’sı,
  • İran’nın PKK’SI,
  • Avrupa’nın PKK’sı var.

Daha doğrusu PKK bu güçler arasında, yakan topu misali bir oraya bir buraya savrulmakta. Bazan hepsinin aynı anda çevirdiği top olabilmekte.

Son zamanlarda oldukça açık konuşan bir Nedim Şener var. Özetle şöyle dile getiriyor meseleyi, ‘’ Silahı külahı bırakın, ne istiyorsanız açık açık söyleyin ve isteyin …” Bu söylemin gideceği yer kaçınılmaz olarak, ” Özerk Kürdistanı savunabilirsiniz, Ayrı Kürt devletini de isteyip savunabilirsiniz vb.’’ ne gider bu söylem..İşin özetinin özeti de budur zaten..

Kürt milleti ne isterse saygı duyarız” dan başka bir anlama gelmez bu söylem …

Nedim Şener, nerdeyse çıktığı her TV programında bunu savunsa da, özerklik ve ayrı devlet meselesine geldiğinde sessinin tonu düşüyor, hatta oldukça silikleşiyor. Bu düşük tondan dolayı Nedim Şener’i eleştirecek değilim.

Nereden bakılırsa bakılsın namuslu bir aydın, dürüst bir basın mensubundan bekleneceğin fazlasını yaptığı ortada bence.

Nedim Şener’in dışındakilerin tamamı, sorunu laf kalabalığına boğup, anlaşılmaz hale getirdikleri gayet açık ne yazık ki .

Bir tek basın mensubunun bu açıklıkta meseleyi koyması ne işe yarar peki. Çok işe yaramamakla beraber, ana medyada bunların avazı çıktığı kadar bağırarak söylenmesine fırsat verilmesi ilginçtir.
Neyse bunu burada bırakalım.

Nedim Şener bunları söylerken, mevcut partilerimiz ne söylüyor.

Büyükten küçüğe sırayla gidersek.
Ak Parti en son resmi açıklaması : Kürt vardır ama, meselesi çözülmüş ve bitmiştir !!! Şahsen buna ilaveten başka bir açıklama duymadım ben. Uzatmayacağım bunu. İleride bu mevzuyu enine boyuna tartışabiliriz.

CHP ne diyor. Şahsen açık ve net bir şey duymadım bu konuda. Ne diyorlar, anlayan bize anlatırsa çok güzel olacak…

MHP-İYİ Parti. Her ikisi de, neredeyse Kürt sözcüğünü duyduklarında tüyleri diken diken olmakta. Altı milyon oyları kendi saflarına akıtma meselesinde; bu dört partinin politikasında pek fark yok. Ancak bu altı milyonluk oyu cebellezi etme mücadelesinin de Kürt meselesiyle bir ilgisi yok.

Gelelim PKK dışındaki Kürt Entelijansiyasına, yani aydınlarına.

Bu insanlardan elli yıldır haberdarım. 1968 DDKO hareketiyle haşır neşir olduğum bu insanların tamamı, ayrı bir Kürt devleti taraftarıdırlar.

Aksini düşünen ve özleyen varmıdır, ben şahit olmadım. Zaten birileri cesaret edip söylese vay haline. TKSP, yani Kemal Burkay hareketi benim bildiğim özerklikte karar kılmış bir harekettir. Yani birlikte, lakin özerk bir çözümden yanadır. Bunun da enine boyuna tartışıldığı yok zaten.

Bu konunun, yani ayrı devlet veya özerkliğin nasıl olacağının tartışılmaması her kesin işine gelmektedir bence. Çünkü bu mesele açık açık tartışıldığında savunanları çok zorluklar beklemektedir.

Savunanların Kürt milletini bu konuda ikna etmesi gerekmektedir. Yani millet bu işten ne kazanacaktır, bu sorunun karşılığı hiç mi hiç gündem gelmemiştir.

İstanbuldaki Kürdün kurulacak Kürt devletine pasaportla gitmesi kimin işine yarayacaktır. Bu oldukça hayati bir meseledir ve Kürt insanını buna ikna etmek kolay olmasa gerek …

Kürt halkı, kürt işçi sınıfı ve benzeri ileri sürülen tezler Türk/Kürt solunun uydurup, Kürt hareketine yapıştırdığı suni görüşlerdir ve tümüyle tatavadır. Sorun Kürt milleti sorunudur. Zengini, fakiri, köy ağası, aşiret reisi bu millet kavramında vücut bulur.

Peki Kürt milletinin özlemi nedir.

Elite göre Kürt milletinin tamamı böyle bir özlem ve hasretle yanıp tutuşmaktadır. Bu konuda nabız mı tutulmuştur, inceleme, araştırma mı yapılmiştır. Hak getire…

PKK’nın siyasi uzantısı HDP’nin aldığı oy miktarı ‘’ ayrı devlet kuracağız’’ dediklerinde de, ‘’ayrı devlet kurmaktan vaz geçtik’’ dediklerinde de hiç değişmemiştir. Dolayısıyla alınan oy bu konuda bir ölçü olamaz.

Hoş PKK’nın hiç bir dediğinin güvenilecek bir yanı yoktur. Bugün ‘’ Slahlı mücadele dönemi bitmiştir …’’ der, ertesi günü çoluk, çocuk, yaşlı genç, kadın erkek demeden bombalı düzenekler kurar.

Hiç bir HDP yöneticisinin, yarın işareti alan garnizon devlet Ülkeye daldığında, onların safında yer alacağından hiç bir şüphem yoktur. Çukur eylemlerinde başta Demirtaş olmak üzere tüm HDP yöneticilerinin hangi yönde gayret gösterdikleri akıllardadır.

Hiç çekinmeden ülkeyi ateşin içine atacakları ve yüzlerce yıl sürecek bir iç savaşın hasreti ve özlemi içinde olduklarını gizlemiyorlar zaten.

PKK medyasına bir göz atın, garnizon devletle ilgili tek kelime bulamazsınız.

Türkiye’deki Kürt sayısı bile belli değildir. Kimine göre bu sayı on milyonken, kimine göre yirmibeş, elliye çıkaran bile vardır.
Zaten sorun da buradadır. İçi boş teorik !!! tartışmalardan Kürt aydını bu meselelere zaman bulamamıştır. Nedim Şener’in sözünü ettiği ortamın oluşması ve Kürt milletinin ne istediğinin açığa çıkması için, silahın ve külahın bırakılıp her kesin eteğindeki taşı dökebildiği bir sürece gereksinim vardır.

Tam bu noktada PKK bir demagojiye hem de bir çok insanı manipüle eden bir söylemi ileri sürmektedir. ‘’ Biz PKK olarak silahlı mücadeleyi başlatmasaydık, bu noktaya ulaşmazdı Kürt milli hareketi ..’’ Oysa bu aslı astarı olmayan bir yalandır. Çünkü PKK’nın esamesi okunmazken, Mehdi Zana ezici bir çoğunlukla Diyarbakır belediye başkanlığını kazanmıştır. Hem de mantar tabancası patlatmadan.

Zaten ne olmuşsa ondan sonra olmuş, devlet destekli PKK, kıran gibi Kürt milletinin içine girmiş, sayısız Kürt gencini pırasa gibi biçmiş. Aklı başıda her insanı kurşuna dizip, Kürt milletini çorak bir araziye çevirip, işi içinden çıkılmaz bir hale getirmeyi becerebilmiştir.

Kimlerin desteğiyle, başta Türk devletinin içindeki ‘’ Kürdü Kürde kırdırmayı ilke edinmiş ‘’ stratejistlerin desteğinde, Rusya, ABD, Avrupa birliği, maşa Suriye olmak üzere, İran, Irak, İsrail desteğinde beslenip büyütülmüş, bu gün ise Garnizon devlete evrilmiş halde işaret bekler duruma gelmişlerdir.

Gelelim PKK dışındaki geniş Kürt aydınlarına.

Daha düne kadar öbek öbek var olan ve hiç te az olmayan geniş Kürt diasporası sessizdir. Durumu kollamaktadır. PKK hareketi yükseldikçe, başarı!!! Kazandıkça bu yığında kantarın topu PKK’ya kaymakta bir beis görmemektedir.

Çoğu şu anda PKK sempatizanı durumundadır, lakin güya açık vermemektedirler. Oysa sessizlikleri nerde durduklarının kanıtıdır.

Şahsen düşündüğünü söyleyen bir tek kişi görüyorum, o da Sait Aydoğmuş’tur. 68 den beri tanıdığım bu insandan başka bir kişiye rastlamadım. Varsa buyrun söyleyin. Kimisi tarihle uğraşmakta, kimi yetmişli yılların teorik çikletlerini çiğnemekte. Tarihle uğraşanları küçümsemiyorum, elbette ki o da lazım. Lakin yazan çizenlerin ne demek istediğini anlamıyorum. Her şeyi bir laf kalabalığını içinde boğuntuya getirdikleri inancındayım.

Halen Ak Parti’de umudum var. Lakin seçimlere bir kaç gün kala İmralıdan mektup getirmek, Osman Öcalan’ı TV’de konuşturmak gibi çabaların fayda vermediği ortada.

Elbette ki, iktidara gelmedikten sonra, en radikal söylemlere sahip çıkıp marjinal kalmanın bir faydası yoktur. Kitle partilerinin oy alma manevralarına bir şey diyeceğim yok ancak, bu tür çabaların faydasız olduğu da görülmelidir. Toplumun güvenini samimi tavırlarla kazanmadığınız sürece

‘’ Biz silahlı mücadeleyi başlatmasaydık, bunlar bize zırnık hak vermezdi, biz ortadan kalkarsak Kürt meselesi diye herşey ajandalarından silinir ‘’ Ergümanını çürütmek olanaksızdır bence …

Bu ayrı devlet, özerklik ve federasyon meselesini neresinden ele alacağımı uzun uzun düşündüm. Konuya girmekte o kadar zorlandım ki, 50 yıllık hengameden sonra bu konuya girmenin zorluğu bile, mevzunun bu açıdan hemen hemen hiç ele alınmadığının kanıtı sanki.

Bir PKK taraftarıyla Kürt meselesiyle ilgili konuşmaya başlarsanız, birden bire kendinizi Mezopotamya tarihinin bin yıllık geçmişine gitmiş bulursunuz. Konunun o noktaya nasıl geldiğinizi bile anlamadan, makinalı tüfek saldırısı gibi nutuklar dinlemek zorunda kalırsınız.

Kürt bir solcuyla konuşmaya kalksanız ‘’ Ulusların kaderini tayin etme hakkından ‘’ balşlayıp, Marx, Engels, Lenin, Mao, Stalin… ‘’ alıntılarının içinde kendinizi boğulmuş hissedersiniz.

Bu alıntılar meselesi çok ilginçtir ülkemizde. Bir arkadaşım vardı. Kitaplar yazardı bu konularda, son ilişkim kesildiğinde, mustehar isimle dört kitap yazmıştı !!!

Kitaplarının tamamı şu minvaldeydi. Kendisi bir paragraf yazar ardından sayfalarca Marxist ustalardan alıntı yapardı. Bir gün neden böyle yaptığını, bu kadar alıntı yapacağına alıntı yaptığı kitabı tavsiye etmesinin daha doğru olacağını söylemiştim. Bana ‘’ hata yapmak istemiyorum, şahidimin sağlam olmasını istiyorum ‘’ diye cevap vermişti. Bu tür kitapları kaç kişi okumuştur bilmem tabi.

Türkiyedeki bu alıntı geleneğinin nereden geldiğini bir yerde okumuştum. Marxist literatür o zamanlar yasak olduğundan Marxist yazarlar kitleye duyurmak istedikleri Marxist görüşleri eleştiriyormuş gibi yapıp uzun uzun alıntı yaparlarmış.

Tabi bu yaklaşım sonraları gerek olmamasına rağmen kimilerince gelenek halini almış…

Ezop dili de öyle, eskilerde ‘’ Gözüme bak anlarsın ‘’ mealindeki yöntem, şimdilerde hiç gereği yokken sürüp gitmekte… Neyse …

Gelelim konumuza. Bu meselede bir kaç şey söyleyebilmek için, ülkemizde Kürt meselesine nasıl bakıldıyı gözden geçirmeden anlamak ollanaksız gibidir. Çünkü Türkiyedeki siyasetin uyguladığı yöntem Kürt siyasi hareket ve söyleminin şekillenmesinde hayati bir rol oynamıştır.

Bu durumu bir kaç anektotla dile getirmek istiyorum. Şüphesiz bu konunun ekonomik, tarihsel, siyasal, sosyolojik yönleriyle ele alınması gerektiğini biliyorum ve bu konuda yerli yabancı literatürün az olmadığının da farkındayım, ancak bu konuların bu veçhelerini daha farklı ortamlarda tartışmaya bıkrakarak, çarpıcı bulduğum kısacık bir kaç hikayecik, bizzat kendi yaşadığım hikayecik anlatayım…

Yıl 1971, Ülke oldukça abartılmış bir atmosferde. Elrom kaçırılıp infaz ediliyor. Kızıl Dere’ de Mahirler havan toplarına tutuluyor, Hüseyin Cevahir hemen yanıbaşımızda ölü ele geçiriliyor. Gemerek falan derken Drniz Gezmiş ve arkadaşları idamla yargılanıyor. İstanbul’da sokağa çıkma yasağı uygulanıp evler teker teker aranmakta. Oğlum Şahan’nın asnnesiyle Fındıkzade de, bir bodrum katında sahte isimlerle, okuduğumuz üniversitelerden çekilip, devrim yapmak üzere mevzilenmişiz.

Bodrum katın sahibi İstanbullu yaşlı kadın, aylık kirayı almak için evimizde. Bizde bir kibarlık, bi kibarlık görme. Her davranışımız, aman kimse bizim devrimci olduğumuzu anlamasın çabası.

Kadın bir ara bana dönüp ‘’ Oğlum sen Urfa’lısın, hep merak ederim, gerçekten de Kürtlerin kuyruğu varmı ‘’ diye sordu. Tabi ki çok öfkelenmiştim bu soruya, lakin kadın o kadar naiv sormuştu ki soruyu, ‘’evet teyze benim kuyruğum vardı ama, bir ara tramvay çiğnedi, şimdi kuyruğum kalmadı ‘’ dedim. Kadın hiç reaksiyon göstermedi.

Uzun süren çok dönemli gizlilik yaşamımda çok isim kujllandım ama Urfa’lı olduğumu hiç gizlemedim, çünkü Urfa’lılık her yanımdan akıyordu. İzmir’liyim deseydim çok komik olurdu her halde.

Siyasi iktidarı elinde bulunduranların, hanım teyzemizin kafasında yarattığı Kürtlerle ilgili imaj buydu. Bu hikayecik fıkra gibi gelebilir insanlara, lakin değildir birebir yaşanmışlıktır. Hanım teyzemizin kafasında oluşturulan imaj kaç kişide vardı bilemem, istatistik yaptığım yok tabi, ancak bu tür imajı taşıyanlar az değildi sanki …

İkinci bir Hikayecik. İstanbul’da solcu tandanslı bir evde yemekteyiz. Evin hanımı birinden söz ediyordu ve oldukça kızgımdı adama. Bir ara adamla ilgili ‘’ Kırronun teki, Kürt yani ‘’ demiş bulundu. Bir kaç saniye ertesinde ev buza dönmüştü, masada bulunan her kes benim Kürt olduğumu anımsamışlardı.

Kadın kekeler bir vaziyette ‘’ Ben okumamış Kürdü kast etmiştim ‘’ diye devam etti. Doğru ya ben okumuş Kürt’tüm !!! Sözleri beni kapsamıyordu !!!

Böyle konular söz konusu olduğunda insanlar genellikle ‘’ Ne var bunda canım, Karadenizliler le, Laz’larla ilgili çok böyle fıkra anlatılıyor derler. Oysa Laz’larla ilgili anlatılan hiç bir fıkrada aşşağılama ve küçümseme yoktur. Genellikle uyanıklıkkları ve naivlikleri vurgulanır bu fıkralarda.

Tabi benim asıl anlatmak istediğim, ‘’ Kürt yoktur, Kürt kartkurttan gelir, Kürtçe diye bir dil yoktur vb. ” Politikaların Kürt aydınının düşüncesini nasil motive ettiğini anlatmaktır…

Fakat yazı çok uzun oldu. Burada bırakayım, daha sonra devam etmek üzere…

Sağlıcakla kalın, evde kalıkn, ev halkıyla sakın kavga etmeyin. Dinleyin ev halkını, onlardan çok şey öğreneceksiniz …

Bir de, üçüncü bir konuya değinip asıl meseleye gelelim.
Bilinir ve sürdürülü ‘’ Kürt kardeşlerimiz, bizim bu konuda hiç ayrımcılık güttüğümüz yoktur vb. ‘’ söylemi. Ulusal bayramlarda, yerli yersiz her vesileyle ‘’ Altaylardan; geldik, şu kadar devlet kurduk, Atatürk şöyle harikalar yarattı, Ne mutlu Türküm diyene vb,’’ Eşliğinde atılan nutukların haddi hesabı yoktur. İlaveten, İstiklal savaşında Kürt kardeşlerimizle beraber savaştık, bakın yan yana mezarlarımıza Çanakkale mezarlığında …

Tamam da bu Kürt kardeşleriniz ağaç kovuğundanmı çıktı, bunların bir tarihi yokmu, bir geçmişi yokmu, geleneği göreneği yokmu. İkide birde Kürtlerden oluşan Hamidiye alayları Ermenileri şöyle kesip biçtiden başaka bir şeyleri yokmu.

Kürtçe ıstıranları Türkçeye mal edip reyting rekorları kırmak, her türlü Kürt efsanesine kendine mal edip el koymak, hangi kardeşlik kitabında yazıyor.

Hadi bunlardan söz etmiyorsunuz, ortak geçmişten söz edilse kime ne zararı olacak. Türkler şöyle yaptı, böyle yaptı, tarihmiz, şanlı tarihimiz tamam da, hiç olmasa, bir kaç kelam edilmezmi Kürt kardeşlerinizin tarihinden.

Bir ailede, kardeşlerin birinden durmadan övgüyle söz edip, diğer kardeşler hakkında hiç laf etmemek nasıl bir psikolojiye neden olur acaba. Hadi geçmiş geçmişte kalsın, bugün yapılanlar nedir o zaman.

Sen Kürt olarak yoksun anlamına gelen bu tutum ve davranış neye yol açıyor, bi bakalım …

Kürt yoktur, karkurttur politikasını karşıtı şöyle olmuştur, Kürt cephesinde.

Aslında Türkiyede Türk yoktur. Bakın,Türkiyenin yüzde bilmem kaçı Kürt’tür, bilmem kaçı, Ermenidir, Araptır, Süryanidir, Rumdur falan derken, aslında Türkiyede Türk yoktura varılır haliylen. Birinci tez, yan, Kürt yoktur tezi ne kadar doğruysa, Türk yoktur tezi de o kadar doğrudur….

Kürtçe dil değildir, aslında Kürtçe Türkçedirin karşıtı da şöyle

‘’ Türkçe diye bir dil yoktur, Arapçadan, farsçadan, Kürtçeden araklanmış bir dildir Türkçe. Bakın acı kelimesi Türkçe de bir çok şeye kullanılır. Evlat acısı, biber acısı, İlaç acısı gibi takılarla kullanılma zorunluğu bu dilin ne kadar zayıf ve yok olduğunun delilidir. Oysa Kürtçe çok zengindir. Mesela biber acısının karşılığı tuj, ilaç acısının karşılığı taal’dir bu ve benzeri örnekler Kürtçenin zenginliğini, Türkçenin ne kara zayıf ve çalma çırpma olduğunun delilidir.

Karşılıklı bu iddialar ömrümüzü yiyip bitirdi …

Sen Kürt yok dersen, o da Türk yoktur der haliylen.

Sen Kürtçe yoktur dersen, o da aslında Türkçe diye bir dil yoktur der …

Sen Kürtler cahildir, kırrodur dersen, o da Türkler zır cahidir der …

Peki bu karşılıklı yok sayma neyşi çözer…

Tabi ki, hiç bir şeyi çözmez … Hiç bir şeyi çözmedi de zaten .

Geldik ayrı devlet, Özerklik ve benzeri meseleye.
Bu meselenin coğrafi tanımlaması en ilginç olandır ve meçhuldür …

Kimi güneydoğuda bir kaç büyük şehirden söz ederken, kimi sınırı Ankara’ya, kimileri büyük şehirlerdeki Kürt yoğunluğunu gerekçe göstererek İstanbul’u da içine alan sınırlar çizmekte. Ağanın eli tutulmazmış. Bunların dediği ciddiye alınırsa Türkiye Cumhuriyeti diye bir devleti kaldırıp, yerine Kürt Cumhuriyeti kurmak gerekiyormuş…Geçelim …

Kürt meselesi milli bir meseledir. Milli meselenin amacına ulaşması için, milletin büyük çoğunluğunu ikna etmek gerekmektedir.

İddialarda bulunmuş olmamak için, konuyu soru sorarak, tartışma olursa, bu tartışmanın ışığında konunun aydınlaması yöntemini seçeceğim.

Diyelim ki, ben ayrı bir Kürt devletinin kurulması gerektiğine inanıyorum ve bu amaçla bir parti kurmak istiyorum.

Mesele milli bir mesele olduğu için, Kürt milletini teşkil eden sınıf ve tabakaları bu istemimin, Kürt milletini meydana getiren sınıf ve tabakalarının yararına olduğuna, hatta kaçınılmaz olduğuna ikna etmem gerektiği açık değilmidir.

Ve bu niyetle, ilk önce hem doğuda, hem de batıda burjuvalaşmış üreticilere gidip ne diyeceğim.

Haldeki durumda, batıda ürettiği malları doğuya rahatlıkla pazarlayabilirken, batıdaki de ürettiği malları batıda rahatlıkla pazarlama olanağı varken. Ben burada bir devlet kurup sınır çekeceğim, bundan kelli malınızı satmak için şuradan itibaren gümrük duvarı çekilecek desem. Beni nasıl karşılar bu kesim.

Annesi babası doğuda olan veya doğudakinin, ki batıda olan insanlar istediğinde uçağa veya otobüse, özel otosuna binerek gidebilmsinde hiç bir engeli yokken, benim çizeceğim sınırları aşmak için pasaport dairelerinde sürünüp, sınırlarda kuyruğa takılacaksınız desem, millet bana ne der.

Çocuğunu hiç bir engele takılmadan İstanbul’da Ankara’da ünversitelerde okutma olanağı varken, vize, pasaport, vatandaşlık şartını zorunluk haline getireceğim dersem muhattaplar ne derler.

Hele solcu olarak, işçi hareketi tüm ölkede zayıfken, bi de araya sınırlar koyaacağımı söylesem, işçiler bana ne cevap verir sizce.

Daha akrabaklık, evlilik işlerine gelmedim bile …

Diyelim ki, şu anda bu yönetenler adaletsiz yönetiyorlar, biz gelirsek adil ve eşit davranacağız dedim. İnsanlardan birinin çıkıp, bunun garantisi nedir diye sorduğunda ben ne diyeceğim.

Her şeyden önemlisi, devlet kurmadan çözmemiz olanaksız hangi sorun vardır …

Tabi fikir ve tartışma bekliyorum ve her şeye açığım, yeter ki adaba uygun olsun …

( Bu yazdıklarım çakla kalemdir, ancak elli yıllık gözlemin ve deneyimin imbiğinden süzülmüştür. Söylediklerim elbette ayet değidir. Hataların, yanlışların olacağı açıktır, ancak neyse o dur ….)

Analiz; Mustafa Satış

Ne düşünüyorsun?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Muhalefet yok, Karşıtlık var?

DARBEDER KUŞLAR TEK TEK ÖTÜYOR?