içinde

Özel sektör dış borçlarına hazinenin kefil olduğu şeklindeki bilgiler yanlıştır.

Yasal mevzuat yani 4749 sayılı borçlanma kanunu, özel sektör borcunun hazine tarafından garanti verilmesine müsaade etmez. Hatta kamu kurumlarının hazine garantisi borçlanmaları bile dönem başında bütçede belirlenen bir kısıtlama dahilinde olmak zorundadır. Bu oran da yüzde 7 ve 9 arasındadır.

O nedenle özel sektör borcunu, kamu yani devlet borcu gibi gösteren spekülasyonlar tamamen piyasayı yanıltma amaçlıdır.

Türkiye’nin AB tanımıyla toplam genel yönetim borç stoku/GSYH oranı ise yüzde 34 gibi düşük bir düzeydedir.

Bu oran;
ABD’de yüzde 99
Çin’de yüzde 87
Avrupa Birliğinde ise yüzde 89 olarak gerçekleşmiştir.

Türkiye’nin dış borç stoğu konusunda, Nisan 2020 itibari ile açıklanmış olan en basit hali ile son rakamlarıdır. Bu hesaplar İMF, Fitch ve Moody’s gibi uluslararası finans kurumlarınca da kabul edilen rakamlardan oluşmaktadır.

Türkiye’nin 2020 sonuna kadar 118 milyar dolar borcu bulunmaktadır.

Bu borcun 84 milyarı özel sektöre aittir. Özel sektöre ait borcun da, 56 milyarı banka ve finans kurumlarına, kalan 28 milyarı da reel sektöre aittir.

Bu 128 milyarın 34 milyarı kamu borcudur.

Yukarıdaki rakamlar 2020 yılına ait özettir.

Önümüzdeki 12 ay için toplam borç ise 169 milyar dolardır.

Yani dünyada emsal ülkelere göre borç morç yok. Borç rasyomuz, yani borcun gelire olan oranı yüzde 40 seviyelerindedir. Dünyada gelişmiş ülkelerde bu oranın yüzde 80’e yakın olduğu tek ülke Almanya’dır.

Daha önce de dediğim gibi…

Türkiye’de ekonominin iki ana sorunu vardır:

  1. Gelir dağılımında adalet.
  2. İşsizlik.

Çözüm de bellidir:

  1. Zekat… Türkiye’de 55 milyar dolar zekat kapasitesi vardır. Sadece yüzde 20’si gerçekleşse sosyal adalet sağlanır.
  2. Faizdeki paranın ekonomiye doğrudan girmesi… 2,5 trilyon gibi bir rakam bankada faiz için yatmakta ve bunun yüzde 10’luk kısmı tekrar faize dönmek için beklemektedir. Bu 250 milyarlık rakam faiz için değil de doğrudan ekonomiye yönelirse ve kalan 2,5 trilyon da kredi yolu ile değil de doğrudan ekonomiye dahil olursa en az yüzde 10’luk kapasite artırımı ile işsizlik de o oranda azalır.

Tabii “zekat çağdışı, faiz modern çağın mecburiyeti” diyebilen iğdiş edilmiş zihniyete gel de bunu anlat; hadi anlattım, gel de kabul ettir.

Ne düşünüyorsun?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Adım adım Ayasofya..!

0

Amerika Baharı başladı…?